38,1137$% 0.18
42,0543€% -0.85
49,3487£% -1.65
3.709,46%-2,27
6.226,00%-0,45
3186113฿%0.79112
10 Kasım 2024 Pazar
Siyaset Her Yeri Sardı, Çözüm Gerçek Demokrasi
Cumhuriyet-Demokrasi- Hukuk Devleti Tek Bayrak- Tek Millet
10 Kasım ve Kasımpatı Kokuları
SAĞLIKLI YAŞAMAK SAĞLIKLI YAŞLANMAK
BAYRAM
Orta Asya'dan Dünyaya: Türklerin İz Bırakan Yolculuğu
Yine bir vuslat yılı daha..
Aşkın kutbu Hz. Pir’in hem kendisi hem mirası hem de mesajı önünde bir kez daha saygıyla eğiliyorum.
Hz. Mevlana eserlerinde sadece “ÖZE NAZAR ETMEYE ÇAĞIRIYOR BİZLERİ.”
Hz. Mevlana’nın felsefesi her şeyden evvel İslam Tasavvuf Geleneğine dayanır.
Bir düşünürü, bir bilgini, bir arifi değerlendirirken onun yetiştiği havuzu da bilmemiz gerekir. Hazret evrensel bir insandır, evrenselliğini ayağını bastığı yerden elde etmiştir.
Mevlana, rüzgâr nereden eserse oraya giden bir insan değildir. O’nun bir sabitesi vardır. Diğer ayağı ile gezer her tarafı, bu çok önemli bir noktadır. İşte O’nu bu hale getiren İslam Tasavvufu Geleneği içeresinde yetişmiş olmasıdır. Bunu beyitlerinde defalarca itiraf etmiştir.
HERKES BENİ KENDİNE DOĞRU ÇEKTİ,
HERKES BENİ KENDİSİ NASIL GÖRMEK İSTİYORSA ÖYLE GÖRMEYE ÇALIŞTI.
OYSAKİ BİR BEN VAR BENİM İÇİMDE,
ONA NEDENSE KİMSE GELİP BAKMADI dizeleriyle, bir çizgisi, bir sabitesi olduğunu belirtir.
Evrenselliği, bütün dinlere hoşgörüyle yaklaşması, sabit olduğu ayağını bastığı yerdeki derinleşmesi neticesinde elde edilen bir husustur..
İslam dininin bir batıni( iç) bir de zahiri (dış) vardır. Geçmiş dönemlerde içi dışından daha önemliydi. İç zenginliği ile tüm dünyayı aydınlatıyordu. Son zamanlarda iç çalışmaları ihmal edilip, İslam dininin sadece kural koyucu yapısı ön plana çıkartılmıştır. Oysa ki, aysbergin sadece görünen yüzü değil, altta kalan çok derin bir yüzü vardır ama nedense o unutuluyor..
Bu konuda Hz. Mevlana tek değildir. Muhyiddin Arabi, Yunus Emre, H. Bektaş Veli gibi yüzlerce bilgin ve arifin bu evrensellik noktasını yakaladığını görürüz..
Hz. Mevlana ayrılıklardan yani en dıştaki bu ayırıcı özelliklerden başlayarak, içeriye doğru ilerlemek suretiyle birleştirme noktalarını bulan kimselerdendir.
Bu birleştirme noktasına, TEVHİD NOKTASI denir. Tevhid noktasını bulduktan sonra Hz. Mevlana diğer insanlardan farklı bir dil kullanmaya başlıyor. Tamamen birleştirme esaslı, ayrılıkları vurgulamayan..
Ayrılıkları kaldırma taraftarı değil, hatta ayrılıkların bu âlem için gerekli olduğunu söylüyor.
Yani, gece gece olmalı ki gündüz gündüz olmalı, erkek erkek olmalı ki, dişi dişi olmalı ki birbirilerini çeksinler. Hatta bu manada “küfür (inkâr) dediğimiz şeye de ihtiyaç var,” diyor. ” Eğer küfür ve kâfir olmazsa imanın tadı çıkmaz, ” diyor.
Onun için görüyoruz ki, hepsini birleştirmek gibi bir derdi yok. Dinamizmi sağlamak için zıtlığa ihtiyaç var diyor.
Bu ayrılıkları esas sanıp, takılıp kalmayı, bunun üzerine ayrılık felsefesi, siyaset, savaş, kavga üretmeyi ise reddediyor..
” BUNLAR YOĞURT YİYİŞİMİZİN FARKLILIKLARI, BUNLARA TAKILMAYIN,” diyor.
“Esas olan özdeki birliktir, dışta ayrılık, özde birlik var,” diyor, dolayısıyla ÖZ’e çağırıyor. Maalesef bu modern zamanlarda kaybettiğimiz bir özelliktir.
” BİZ BİRLEŞTİRMEYE GELDİK, AYIRMAYA DEĞİL, ” sözüyle hala evrenselliğini koruyan Hz. Mevlana öğretisinden nasıl faydalanabilir ve aktarabiliriz konusu günümüzde önemini bence gittikçe artırmaktadır.
Bu düşünceler günümüzde ne ifade ediyor?
Özünden kopmuş bir yaşam içinde olan insanlık neden mutsuz? Tüm bunları Hz. Mevlana’nın ışığı ve rehberliği altında bir kez daha gözden geçirmekte büyük fayda var diye umuyorum..
” BİR AYAĞIMIZ PERGELİN SİVRİ UCU GİBİ HAK VE HAKİKATTE SABİT,DİĞER AYAĞIMIZ YETMİŞ İKİ MİLLETE HİZMETTE,” diyerek sözü kesmek gerek vesselam..
Aşk-ı muhabbetiniz bol ola..