Açık, açık söyleyebilirim ki, son 10-15 yıl içinde DOĞU PERİNÇEK, DEVLET BAHÇELİ, MERAL AKŞENER, TUĞRUL TÜRKEŞ, SİNAN OĞAN, MUHARREM İNCE, M.ALİ ÇELEBİ, ÖZTÜRK YILMAZ, ÖNDER AKSAKAL, MASUM TÜRKER, BÜLENT ARINÇ, MEHMET AĞAR, EGEMEN BAĞIŞ, MUAMMER GÜLER, ZAFER ÇAĞLAYAN, ERDOĞAN BAYRAKTAR, UFUK URAS, REHA ÇAMUROĞLU, HULKİ CEVİZOĞLU, METİN FEYZİOĞLU, YİĞİT BULUT, HAKAN BAYRAKÇI, SEMİH YALÇIN, SAVCI SAYAN, ŞEVKİ YILMAZ, İ. MELİH GÖKÇEK, TURGUT ALTINOK, YELİZ adıyla maruf (tanınan ) AHMET HAMDİ ÇAMLI, Türkiye’nin büyük, küçük tüm pudra tozcular ile fotoğrafı olan SÜLEYMAN SOYLU, 3 Milyon doları beğenmeyip 5 milyon dolar için yaptığı pazarlık iddiaları ile gündeme gelen GÖKHAN ZAN , “en düşük profiliniz gelsin “ çağrısı üzerine koşturarak başbakanlığa talip olan sonrasında 30 yaşındaki oğlunun ticari deniz filoları olan, oğlu kumar masalarının tiryakisi BİNALİ YILDIRIM, aslı astarı olmayan, düzmece kurgusal Ergenekon davası üzerine 11 cilt kitap yazan ve provokasyon yapan ŞAMİL TAYYAR insanları siyasetten soğutan, kişilere güveni sarsan, insanlık duygularından tereddüt ettiren kişiler oldular. Bunlara siyasetten hâlâ elini çekmeyen TANSU ÇİLLER’i de ekleyebiliriz. Sayelerinde halkta siyasetçiye hiç güven kalmadı.
NASIL kalsın ki? Erkek çocuklara ENSAR yurtlarında yapılan taciz ve tecavüz üzerine, “Bir kereden bir şey olmaz!” diyen AİLE BAKANI SEMA RAMAZANOĞLU’na mı?, “Hiçbir şey olmadı ise de yine bir şey olmuştur!” diyen AKP genel Bşk.Yardımcısı ALİ İHSAN YAVUZ’a mı ? “Heteredoks, metorodoks bu büyük bir paradoks” gibi laflar eden ve gözlerindeki parıltıyı işaret eden MALİYE BAKANI NURETTİN NEBATİ ‘ye mi güvenilecek?
SEMA RAMAZANOĞLU hakkında Millet Meclisinde, Mezkur beyanından dolayı verilen gensorunun reddi üzerine AKP Milletvekillerinin coşkuyla kendisini kutlamaları benim hâlâ tüylerimi diken diken eden manzaralardandır.
Konya Barosundan sevgili meslektaşım Konya Milletvekili, Cumhurbaşkanı Danışmanı AV. Ayşe Türkmenoğlu’nun da Muammer Güler ve diğer 3 milletvekili için “Her ne kadar kendileri ikrar etseler de beni ikna etmedi “mealindeki beyanına da ben inanamıyorum. Kanımı donduran ifadelerdendir.
Mehmet Barlas, Burhan Kuzu , Fesli Kadir Mısıroğlu , Engin Ardıç vefat ettiler. Nazlı Ilıcak ve Nagehan Alçı’nın sesleri kesildi, Fehmi Koru, Ali Bayramoğlu, Mustafa Armağan eskisi gibi konuşmuyor ama Nedim Şener, Ahmet Hakan, Erkan Tan, Hande Fırat, Hilâl Kaplan, Mehmet Metiner, Fuat Uğur, Cem Küçük, Hacı Yakışıklı, Hadi Özışık, İbrahim Karagül, Hayrettin Karaman, A.Kadir Selvi, Rasim Ozan Kütahyalı, benzerleri ve eski âkiller var ki âkillikleri kendilerinden menkuller, var da var.. Bitmiyor, tükenmiyorlar.
Ben bu kişilerin farklı düşüncelerine hiçbir şey diyemem ama hiçbirinin kendi söylediklerine inandıklarını sanmıyorum. Davranışları da güven vermeyen, bugün söyledikleri, yaptıkları yarınları ile tutmayan, yaşantıları söylemlerine uymayan kişilerdir. Buradaki isimler bir kronolojik veya alfabetik sıralamaya dayanmamaktadır.
Siyasette en önemli olan şey, halkta, seçmende güven uyandırmak ve siyasetin şahsi menfaat için değil bir kamu hizmeti, bir devlet hizmeti olarak yapıldığına insanların güvenmesini sağlamaktır. Bunun için en önemli kriter o iş için görevde bulunacak liyakate sahip olmaktır.
Bir Maliye Bakanı’nın “Her şeyi BABALAR GİBİ SATARIZ “ demesi nasıl kabul edilebilir? Bu nasıl bir babalıktır?“ Bir Cumhurbaşkanı’nın, Kanal İstanbul’u kast ederek “İsteseniz de istemeseniz de…” beyanı ne anlama gelmektedir?
Bence, siyasiler de fikir değiştirebilir, buna uygun başka bir siyasi partiye de geçebilir, kimsenin de bir diyeceği olamaz. Lâkin, bu yukarıda ismini yazdıklarım örneği trol gibi de davranılmaz. Ayıp ve kabul edilmez olan budur.
Seçimlerde trafolara kediler mi girmedi? Bir zarftan çıkan oy pusulalarının 3’ü geçerli sayılıp da biri mi sayılmadı? Hem de bunlar YSK‘ya mı yaptırılmadı? Neler yapıldı neler!
Devletçe desteklenen bir müteahhit, “Milletin a…sına koyacağız“ der de halk bu lafları nasıl yutar?
En vahimi de DEVLET ile HÜKÜMET kavramları karıştı ve hatta birleşti. Hâlbuki, Devlet demokrasilerde hep siyasetin üstünde olur. Aksi, PARTİ DEVLETİ kavramını getirir ki, ona demokrasi denemez. O zaman VALİ, devletin değil, partinin Valisi olur. Hakeza, Polis de devletin değil Partinin polisi olur. Böylece, Devlete güven azalır, kaybolur.
Yazılabileceklerin ne kadarını yazıp, ne kadarını yazmadığım hepinizin takdirlerindedir. Ben 1950’lerden bugüne Türkiye siyasetini hem bizzat yaşadım, hem okudum, inceledim hem de değerlendirdim. Hepsini de yazdım, kitap oldu. Çok yakında yayınlayacağım.
Türkiye Cumhuriyetinin 100 yıllık siyasi tarihinde, 1954-1960 yılları arası ayrık tutulursa Siyaset böyle bir duruma düşmemiş, bu kadar güven kaybetmemişti.

