Tevazu, Alçakgönüllülük demektir, ama kimlere hakkı ile tevazu sahibi denir?
Tevazu göstermek için tevazuya lâyık olmak gerekir.
Yâni, belli üstün vasfa sahip olmayan kimsenin gösterdiği tavır tevazu değil , en hafif deyimiyle ukalalık olur.
Tevazu sahibi kimseler, bilgili, görgülü ve bunun da farkında olan, her haberdar olduğu konuda hemen ortaya çıkmayıp, gerekir ise bilmiyor gibi davranan, dünyada bildiğinin, bilmedikleri yanında bir zerre olduğunun idrakinde, bilgisi ile övünen ve şımaran değil, bilgisini paylaşmaktan sakınmayan, kıskanmayan ve bundan yani paylaşmaktan zevk alan, kendisi de karşısındaki kişiden bir şeyler öğrenmekten kaçınmayan, kimseyi küçük görmeyen kişidir.
Kişilerin istisnasız içlerinde egoları vardır. Egosu olmayan kişi yoktur ama bu egosunu yenebilmiş veya o egonun altında emniyete, yani kendini başkalarından üstün görme, üstün sanma ve bencilliğe kapılmış, egosuna yenilmiş kişiler vardır.
“Tevazu, erbab-ı irfana hünerdedir “ diyor şair.
ve, “ taze fidanların dallarının yere doğru eğilmesi üzerlerindeki meyve ve mahsulün bolluğundandır” diye de zarif bir benzetme yapıyor.
Gerçekten, bilgi ve çevreden övgü arttıkça tevazu da artmalıdır ki, kişiyi büyüten ve ona saygı duyulmasını sağlayan da bu meziyettir.
Bu saydığım özellikler bilgide de aynıdır, maddi güçte de aynıdır. Olgun kişinin maddi gücü arttıkça da çevresine duyarlılığı artmalı, davranışlarında kibir ve “ben ne oldum” tavrı bulunmamalıdır. Tevazu budur.
Empati duygusu gelişmemiş kişilerde tevazu da oluşmaz. Kısa zamanda çevresinin antipatisini, olumsuz hislerini toplar üstünde.
Onun için ben diyorum ki,
TEVAZU , ALÇAKGÖNÜLLÜLÜK KİŞİLERİN ELDE EDEBİLECEĞİ EN BÜYÜK ZENGİNLİKTİR.

