Oruç İbadetinin amacı hususunda bazı açıklamaların bana düşündürdükleri : Her ibadetin bir amacı vardır denir ki bence çok doğrudur , zira yüce Allah her türlü ihtiyaç ve istemden münezzehtir. Allah’ın hiçbir kulunun ibadetine ihtiyacı yoktur. O zaman, oruç’un amacı da bir nefis terbiyesi midir ? Oruç, Tok da açın halinden anlasın diye mi tutulmaktadır veya bir amacı da bu mudur? Şayet, Oruç TOK AÇIN HALİNDEN ANLASIN diye tutuluyor ise AÇ OLANLAR KİMİN HALİNDEN ANLAMAK İÇİN Oruç tutmaktadırlar? Şayet amaç nefs terbiyesi ise bunun da bir disiplini olması gerekmez mi ? Sabahtan ikindiye kadar yatarak ve halk arasındaki tabiriyle “ Orucu uykuya tutturarak “ bu nefs terbiyesi sağlanmış olmakta mıdır? Bu, kişinin eli boş ,sabahtan akşama kadar aç kalmadından başka bir mânâ ifade eder mi ? Şayet nefs terbiyesi ise, akşama kadar aç kalmayı , akşam yapacağı muhteşem zengin bir iftar sofrasını düşleyerek bir iştah kamçılaması ve şehveti haline getirmekle bu ibadet ikmâl edilmiş olmakta mıdır ? Nefs terbiyesi nefse hâkimiyet ile olur. Bu da yalnız yemek yememek , bir şey içmemek ile değil kişinin sinirlerine de hakim olması, kimsenin kalbini kırmaması, kimseye hakaret ve kötü söz söylememesi ile de , hiçbir şeye imrenmemesi ile de disipline edilmelidir. Esasen bu nefs sadece bir ay değil, bir ömür boyu bu şekilde terbiye edilmelidir. İslâmın istediği de bu olmalı , insan olmanın, insanca yaşamanın amacı da böyle yaşamak olmalıdır. “ Ben orucum” diye kimsenin kimseye afra tafra yapmasına tahammül edilemez. Oruç , ferdî bir ibadettir. İsteyen tutar, istemeyen tutmaz. Kimsenin kimseye “ne için oruç tutuyorsun? “diye sormaya bir hakkı olmadığı gibi, kimsenin de kimseye “ ne için oruç tutmadığını veya tutamadığını izah etmek “ gibi bir mükellefiyeti yoktur. Yazının başlığının RAMAZAN ve ORUÇ olmasının nedeni İslâmda oruç ibadetinden bahsetmek istediğim içindir. Değilse , yalnız semavi dinlerde değil pek çok dinde ve inançta da ORUÇ vardır. Fakat , amaçları , ritüelleri, süreleri farklı farklıdır.Bu konu genel bir başlık altında ayrıca anlatılabilir. Çok farklı kültür ve inançların farklı uygulamaları vardır. Müslüman Arap ülkelerinde çok katı uygulamaları olan Oruç ibadetinin LÂİK bir ülke olan Türkiye’de ise uygulaması özellikle son yıllarda çok farklılık gösterir olmuş, amacından uzaklaşmaya başlamıştır. Aslolan, tutanın da tutmayanın da, başka bir din ve inanışta olanın da birbirine saygı göstererek tutması gereken, maddi imkânları daha iyi olanların maddi imkânı daha az olanlara yardımcı olacağı, iftar sofraları kuracağı, komuşularını , aile büyüklerini, dostlarını bir masa etrafında toplayacağı , herkesin birbirine daha çok tolerans göstereceği günler olması gereken Ramazan ayında kişiler daha agresif, trafikte bile son derece tahammülsüz, bir pide ve ekmek kuyruğunda birbirine hakaret eden kişiler haline gelmişlerdir. Özellikle iftar sofralarının mânâ ve amacı değişmiş, bir taraftan en lüks restaurantlarda bir kişinin yiyebileceğinin çok üstünde ve âdeta bir israf ve aşırı gösterişe dayalı sofralar kurulurken ve bu sıralarda iki kişi için bir emekli maaşı harcanırken veya kişi başı en düşük 1500 TL ye iftar yaparken diğer tarafta sofraya ancak bir tas çorbayla ekmek zor konulabilir hale gelinmiştir. Etraftan ne derler korkusu altında sağlığına bile bile zarar vererek şeker hastalığından,diyabetten rahatsız kişiler bile oruç tutarken rahatsızlıklarının getirdiği etkiler ile etrafındaki kişileri tavırları, sözleri , hakaretleri ile kırıp geçiriyor, çok kişinin kalbini kırıyorlar. Herkes kendisi için oruç tutar, Ramazan ayı gösteriş ayı değildir, ibadet de bilinçle yapıldığı zaman güzeldir. Kimseyi rahatsız etmeden, sessizce kendi ibadetini yerine getiren, empati yapmayı bilen, yediği içtiğinden fazla başkalarına, olmayanlara yedirip içirmeyi başaran kişilere ne mutlu. Onların Ramazan ayını kutluyorum. Diyor ki , derviş YUNUS EMRE , “ Bir gönül yıktın ise, bu kıldığın namaz değil !” Ne doğru , ne mânâlı bir deyiştir…