Kendini bilme hali, kendi içine yolculuk etme, bir başka deyişle her ne yaşarsan yaşa kendini seyretme durumudur.
Bu bedende olunduğu sürece bir halden bir başka hale, bir durumdan bir başka duruma geçiş söz konusu. Durağan değil yani hiçbir şey. Sürekli bir oluş, alışveriş hali. Farkında olsak da olmasak da halden hale geçişler olup durmakta. Değişen ve gelişen, geliştikçe büyüyen, çoğalan oluşlar…
Olup biten diyoruz da olup biten hiçbir şey yok belki de: “Bir noktaydım, bilinmek istedim.” deyip var ettiği, var ettiğinden seyrettiği ve seyrettirdiği bir âlem.
Bu âlemin içinde yer almak, var olmak, bir olmak… Hepsi bu belki de. Bir varoluş, bir yok oluş; bir yok oluş, bir varoluş. Hepsi birbirini tetikleyip durmakta. Bizim işimiz de yılmadan, bıkmadan, durmadan bu akışın içinde olup hizmet etmek.
“O her an yeni bir iştedir” der Rahman suresinin 29. ayetinde. Bu ayetin aslı olan bizler O’nun “Ol” emriyle olup durmaktayız. Olmaya da oldurmaya da bize izin verildiği sürece devam etmeliyiz. Kendimizi bilerek ve gayret göstererek.
“ İlim ilim bilmektir/ İlim kendin bilmektir/ Sen kendini bilmezsen/ Ya nice okumaktır.” der koca Yunus. Kendi içimizdeki gücü fark etmek de “kendini bilme” yolculuğunun temeli olsa gerek. Bunu gerçekleştirebilmenin yolu da tüm dikkatimizi kendi bilincimize odaklamak. İnsanlık tarihinin tüm dönemlerinde ve günümüzde bunu başarabilmek çok da kolay değil. Çünkü çeldiren, özenti, haset, rekabet, yarış gibi unsurlar fazlaca var. Sosyal ilişkilerdeki dejenerasyon, kimlik ve toplum bilincini yozlaştırıcı uyaranlar her an pompalanmakta. Hızla ilerleyen teknoloji ve adına gelişmişlik denilen özünden saptırılmış teknikler, uygulamalar günümüz insanını şaşkınlığa, paniğe, güvensizliğe itiyor. Tüm bunlar olup dururken kendi özüne yolculuk yapma gayreti bizlere hem bireysel hem de küresel gelişim için gerekli. Birlik bilincinin oluşmasında, gelişmesinde önemli sorumluluklar yüklüyor. Bu sorumluluğu fark etmek ve bu konuda çaba sarf etmek bizim görevimiz. Buraya geliş nedenimiz de bu zaten.
Biz buraya öz varlığımızı bulmaya geldik. Bunun için de olmakta olanın olması gerektiği gibi olduğunu anlamaya odaklanıp kabullenişe geçmek, huzura kavuşmak, içimizdeki “öz” ile bir olmak gerekiyor. Tüm koşuşturmalar içinde zaman zaman kendi içimize sessizce çekilişlerimizle bizi bize hatırlatabiliriz. İstersek bunu yapabiliriz. Kendi selametimiz için de bunu yapma gayretini gösterme sorumluluğumuz var. Biz değişirsek her şeyin değişeceğini anlamalı, inanmalı ve gereken gayreti göstermeliyiz.
Bakın ne diyor Şems-i Tebriz’i: “Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen hiç ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği tutan dışındaki biçim değil içindeki boşluk ise insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir.”
İhtiyacımız olanın bize tam da ihtiyacımız olduğunda geleceğine iman eden bilinçlerle hiçliğe doğru yol alabilmek dileğiyle Yunus Emre’yle son verelim sözlerimize: “Sen çıkarsan aradan, gelir oturur Yaradan.”
Sevgiyle kalın…

