Eskişehir Küllüoba höyüğündeki 5000 yıllık buluntu, yalnızca arkeolojik bir gelişme değil. Doğayla uyumlu yaşamanın, kuraklığa dayanıklı tarımın ve iklim uyumlanmasının kadim bir örneği.
Seyitgazi’nin bozkırlarında, toprağın altından çıkan bir ekmek bugün bize geçmişin en sade ama en güçlü cümlesini hatırlatıyor: İnsan, doğayla uyum içinde yaşadığında hem kendini hem gezegeni besler. Küllüoba höyüğünde yapılan kazılarda 5 bin yıl öncesinden mayalanmış ve pişirilmiş bir ekmek bulundu. Belki de o insanlar için ekmek yalnızca bir besin değil toprağın döngüsüne duyulan minnettarlığın da simgesiydi.
Yapılan analizlerde, ekmeğin gernik buğdayı ve mercimek ile yapıldığı tespit edildi. Bu iki bileşen, hem dönemin iklim koşullarına hem de bugünün krizlerine ışık tutan bir dengeyi temsil ediyor. Gernik buğdayı, az suyla yetişebilen, sıcağa ve soğuğa dayanıklı bir tür. Mercimek ise toprağı besleyen, azot bağlayan bir bakliyat. Birlikte, toprağın döngüsünü yormayan, besin değeri yüksek, glüten oranı düşük bir formül oluşturuyorlar. Yani 5 bin yıl önce Anadolu’da pişirilen bu ekmek hem insan sağlığına hem de gezegen sağlığına dost bir bileşimdi. 5 bin yıl ötesinden dersimizi alırız diye umuyorum.
Bugün hâlâ, Küllüoba’ya giderken yol boyunca mısır ve ayçiçeği tarlaları uzanıyor. Her ikisi de suya en çok ihtiyaç duyan bitkilerden. O manzaraya baktığımda bu kadim dengeyi yeniden hatırlamak gerektiğini düşündüm. Çünkü iklim değişikliği artık yalnızca bilimsel bir başlık değil her sofraya, her lokmaya değen bir gerçek. Ve şunu çok iyi anlamamız gerekiyor: Gıda güvenliği, yaşam için vazgeçilmez başlıklardan biri.
Kazı buluntusundan esinle Eskişehir Halk Ekmek bu ekmeği yeniden üretti. Gernik buğdayı ve mercimekten yapılan bu “Küllüoba Ekmeği” bugün Eskişehir’de satışta; böylece 5 bin yıllık bir tarif, yeniden sofralara dönmüş oldu. Bu girişim, yalnızca geçmişin lezzetini değil doğayla uyumlu üretim fikrini de bugünün kent yaşamına taşıyor.
5 ADIMDA İKLİM ADAPTASYONUNA UYGUNLUK
Kuraklığa dayanıklı türler: Ekmekte kullanılan gernik buğdayı, az suyla yetişebiliyor hem sıcağa hem soğuğa dayanıklı bir tür.
Toprağı besleyen bileşen: Mercimek, azot bağlayıcı özelliğiyle toprağı güçlendiriyor, kimyasal gübre gereksinimini azaltıyor.
Düşük su kullanımı: Her iki bitki de mısır veya ayçiçeğine kıyasla çok daha az su gerektiriyor. Bu özellikleriyle kurak bölgeler için sürdürülebilir alternatifler sunuyor.
Besleyici ve düşük glütenli: Yüksek protein, düşük glüten dengesi hem insan sağlığına hem gezegenin ekosistemine uyumlu bir beslenme modeli oluşturuyor.
Dairesel üretim anlayışı: Atalarımızın kullandığı bu formül, doğanın döngüsüne zarar vermeden üretmeyi öğretiyor.
Ülkemizin her bölgesinde küresel ısınmanın da etkisiyle su sorunu yaşanıyor. Fakat Konya Kapalı Havzası’nda bu sorun bölgeyi koşar adım çölleşmeye doğru götürüyor. Su krizinin tamamını küresel ısınmaya yüklemek eksik olur. Zira Sürdürülebilir tarım konusunu uzun yıllardır unuttuk, sucul bitki ile tarımı adeta özendirdik. Mevcut yerüstü ve yeraltı sularımızı hiç bitmeyecekmiş gibi kullandık,
Hoşça kalın.
