Şeriatı Övme ve Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, halifeliği ve şeriatı kaldıran ATATÜRK’e açıktan lânet okumak, Türk Ceza Kanununda suç sayılmasına rağmen halkı kin ve nefrete teşvik ve suç sayılmıyor da, ŞERİATI YERMENİN suç sayıldığı, halkı kin ve nefrete teşvik olarak değerlendirildiği bir dönemden geçiyoruz.
Ve bu değerlendirmeyi yapanlar, kendileri de o kadar kin dolular ki, Siyasi rejime karşı eleştiri getiren, insan hakları savunucusu çağdaş ve Cumhuriyetçi bir avukatın, hiç de mantıki ve hukuki olmayan bir biçimde “halkı kin ve nefrete teşvik“ iddiası ile tutuksuz yargılanmasına dahi tahammül gösteremiyorlar, Sulh Hukuk mahkemesinin adli kontrol şartlı yargılanma kararına dahi Beykoz Cumhuriyet savcılığı itiraz ediyor.
Bir hukukçu olarak söyleyebilirim ki, böyle bir iddia karşısında adli kontrol şartı ile yargılanması kararı bile çok ağır bir yaptırımdır. TBB üyesi olan ve savunma mesleğinin tanınmış bir üyesinin yurt dışına çıkışının ve her hafta kontrol imzası atmasının hukuki gerekçesi ne olabilir?
Yargılandığı ve itham edildiği suç bellidir. “Sosyal medya üzerinden“ yaptığı bir eleştiridir. Bu delilin karartılması diye bir şey söz konusu olamaz. Hele ki LÃİK bir ülkeden, şeriatı eleştirdi diye bir suçlamadan dolayı kaçması akla uygun bir değerlendirme hiç olamaz.
Kaldı ki, “sosyal Medya’dan yapılan bir paylaşım” iddiası ile bir takibat yapılacak ise, kendisinin Cumhuriyet Savcılığına ifade için daveti yeterli idi. Suç delili bellidir. Delil sosyal medya paylaşımıdır. O zaman, evde 15 emniyet mensubu ve bir savcının aradığı ne olmaktadır? Yeni ve başka bir delil mi aranmaktadır? Türk Ceza Kanununda delil aranıp da suça gidilmez. Suçtan delile gidilir ki bu isnat edilen suçun delili de zaten sosyal medyada yapılan paylaşımdır. Bütün yapılanlar gözdağı vermek için hukuk dışı davranışlardır.
Fakat,
Hiç gizlemeden Cumhuriyet, LÃİKLİK ve Atatürkçülük düşmanı olduklarını söyleyen ŞEVKİ YILMAZ ve HALİL KONAKÇI nam şahısların, Atatürk ve Cumhuriyetin kurucularına lânet okumaları, Şeriatı savunmaları RE’SEN yani hiçbir şikayete gerek olmaksızın KOVUŞTURULACAK bir suçtur.
Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı Hanedanının siyasi bir devamı değildir. Bilâkis taban tabana zıddıdır.
Osmanlı İmparatorluğunda Egemenlik Padişah’a, meşrutiyete geçildikten sonra da yine şartlı olarak Padişah’a ait ise de Cumhuriyette Egemenlik kayıtsız ve şartsız Millete aittir.
HALİFELİK makamı Ulusal Egemenlik kavramının ve LÃİK devlet ilkesinin önünde bir engel olarak görüldüğü için 3 Mart 1924 tarihinde Halifelik makamı kaldırılmıştır. Atatürk’ün en önemli devrimlerindendir.
HALİFELİK, CUMHURİYET ve LÃİKLİK ile birlikte olamaz.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 2. maddesi de Türkiye’nin DEMOKRATİK, LÃİK, SOSYAL bir HUKUK DEVLETİ olduğunu açıkça düzenlemektedir.
Böylece, Halifeliğin ve Şeriatın gelmesini istemek ANAYASA ve CUMHURİYET karşıtı bir söylemdir.
Cumhuriyet ve Egemenlik karşıtlığı ise, Demokratik bir fikir açıklaması olarak değerlendirilemez. Cumhuriyetin ve Demokrasinin de kendini savunma mekanizmaları vardır. TCK da bunu düzenlemektedir.
Bu perspektif altında, bir hukukçu olarak kanaatim, Av. FEYZA ALTUN’a karşı takibat yapılması ne kadar yanlış ise, HALİL KONAKÇI ve ŞEVKİ YILMAZ aleyhine Kovuşturma başlatılmaması da o kadar yanlıştır.

