İklim Krizi Sadece Çevresel Bir Sorun Değil, Aynı zamanda,21. Yüzyılın en büyük sağlık tehdididir. “Yuvam Dünya Derneği” İklim krizi ile mücadele ve Dünya’da sürdürülebilir yaşamı sağlamak amacıyla çalışmalarını sürdürüyor. İklim değişikliği ile ilgili krizin sağlık boyutundaki olası etkilerine karşı farkındalık yaratmak için “İklim Kliniği” programını başlattı.
Neden İklim Kliniği ?
İklim krizi artık yalnızca çevresel bir mesele değil, gezegen ve insan sağlığını tehdit eden bir kriz. Bu gerçeğin bilimsel ve klinik düzeyde netleşmesi, İklim Kliniği’nin doğuşunun temelini oluşturdu. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), iklim değişikliğini “21. yüzyılın en büyük küresel sağlık tehdidi” olarak tanımlıyor. Son 20 yılda 65 yaş üstü bireylerin aşırı sıcaklığa maruz kalmaları % 70’in üzerinde arttı, hava kirliliği ise her yıl yaklaşık 2.5 milyon erken ölümle ilişkilendiriliyor.
Sıcak hava dalgaları kronik hastalıkları ağırlaştırırken, hava kirliliği erken doğumdan demans a kadar pek çok riskle, afetler ise kalıcı ruhsal etkilerle bağlantılı. Türkiye açısından tablo daha da kritik, çünkü Akdeniz havzası iklim krizinden en çok etkilenen bölgelerin başında. Artık sağlık sistemimizin yalnızca hastalığı tedavi eden değil riskleri öngören, akut şoklara yanıt verebilen ve kendi çevresel olayların gözleyen ve etkisini azaltabilen bir yapıya dönüşmesi şart.
Yuvam Dünya Derneği Kurucusu Kıvılcım Kocabıyık;
“İklim Kliniği Programı, bu noktada, sağlık sistemini reaktif bir yapıdan proaktif bir yapıya taşımak amacıyla doğdu. Koç Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi işbirliğiyle hayata geçirdiğimiz bu girişimle sağlık sisteminin iklim direncini artırmayı, sağlık çalışanlarını bu yeni döneme hazırlamayı ve politika üretimine bilimsel zemin sağlamaya destek olmayı hedefliyoruz. İklim krizi artık yalnızca çevresel bir mesele değil, gezegen ve insan sağlığını tehdit eden sistematik bir kriz.
COP 31 Büyük Fırsat:
COP31’in Türkiye’de yapılacak olması yalnızca büyük bir uluslararası etkinlik değil, hem ülkemiz hem de küresel iklim süreci açısından tarihi bir eşik. Türkiye ilk kez Birleşmiş Milletler iklim müzakerelerinin en üst karar süreçlerinden birine ev sahipliği yapacak ve sürecin yönetiminde etkin rol üstlenecek. Bu durum, küresel iklim diplomasisinde daha sorumlu ve etkili bir konum anlamına geliyor. Bilimsel verileri merkeze alan, iklim krizini yalnızca teknik bir mesele olarak değil insani, toplumsal ve ekolojik boyutlarıyla ele alan bir yaklaşım her zamankinden daha önemli.
Bu nedenle uyum, dayanıklılık, fosil yakıtlardan çıkış ve adil geçiş başlıkları kritik. Bu başlıklar yalnızca ulusal bir sorumluluk değil, küresel sürecin de temel parçası. Tabii ki COP süreçleri yalnızca devletler arası müzakerelerden ibaret değil. Bilim insanları, gençler, sivil toplum, yerel yönetimler ve iş dünyası bu sürecin yapıcı aktörleri. İklim meselesi ortak yaşam alanımızla ilgili olduğu için çok paydaşlı bir katılım süreci, kalıcı sonuçlar adına kritik önem taşır. Bu süreci güçlü iklim politikaları üretmek, stratejik iş birlikleri ve somut uygulamalarla desteklemek son derece değerlidir.” Diyor.
Benim de üyesi olduğum ve yürütme gurubunda bulunduğum “Türkiye Çevre Platformu” da; Bu yıl Kasım ayında Ülkemizde yapılacak olan COP 31 ile ilgili hazırlık yapmakta ve konu ile ilgili diğer platformlarla işbirliği yapmaya çalışmaktadır.
Hoşça kalın.
