Tutumlu şıklık, modanın geçici eğilimlerdense daha bilinçli ve uzun ömürlü seçimler yapmayı önerir. Daha az ama daha kaliteli parçalar almak, zamansız tasarımlara yönelmek ve giysileri uzun süre kullanmak bu anlayışın temelini oluşturur.
Moda endüstrisinin çevresel etkilerine baktığımızda oldukça çarpıcı bir tabloyla karşılaşıyoruz. Moda sektörü bugün gezegen için en büyük kirleticilerden biri olarak kabul ediliyor. Hammadde tedarik zincirinden üretim süreçlerine, taşımadan atık yönetimine kadar uzanan geniş bir ekosistem ciddi çevresel baskılar yaratıyor.
Avrupa Parlamentosu verilerine göre küresel karbon emisyonlarının yaklaşık yüzde 8–10’u giysi ve ayakkabı üretiminden kaynaklanıyor. Bu oran havacılık ve denizcilik sektörünün toplam emisyonlarıyla neredeyse aynı seviyede. Üstelik var olan üretim ve tüketim modeli sürerse ve bugünkü alışkanlıklarımız devam ederse; moda endüstrisinin 2050 yılına kadar dünya karbon bütçesinin yaklaşık yüzde 25’ini oluşturacağı öngörülüyor. Pantone, 2026 yılının rengini “Cloud Dancer” yani Bulut Beyazı olarak seçti. Bu renk yaratıcılığa, iç huzura ve sadeleşmeye yol açarmış.
2015 yapımı “The True Cost” (gerçek bedel veya hakiki maliyet) belgeseline göre ise dünya genelinde her yıl yaklaşık 80 milyar yeni giysi tüketiliyor. Bu miktar yalnızca 20 yıl öncesine kıyasla yüzde 400’lük bir artış anlamına geliyor. Yeni giysiler yaşantımıza hızla girerken aynı hızla da gardıroplardan çıkıyor. Ortalama bir Amerikalı yılda yaklaşık 38 kilogram tekstil atığı üretiyor, bu da yalnızca ABD’de 11 milyon tonun üzerinde tekstil atığı demek. Moda endüstrisinin görünmeyen yüzünü çarpıcı biçimde ortaya koyan bu belgesel, giysilerle kurduğumuz ilişkiyi yeniden düşünmemiz gerektiğini güçlü biçimde hatırlatıyor.
Sosyal Adaletsizlik Ve Atık Endüstrisi
Hızlı moda olarak adlandırılan üretim modeli bu sorunun merkezinde yer alıyor. Sürekli değişen koleksiyonlar ve düşük fiyat politikaları büyük miktarda üretimi teşvik ediyor. Bu üretimin önemli bir kısmı ucuz iş gücünün bulunduğu Çin, Bangladeş ve Hindistan gibi ülkelerde gerçekleşiyor. Bu durum yalnızca çevresel değil, aynı zamanda sosyal adalet açısından da önemli sorunlar yaratıyor. Üstelik sorun yalnızca üretimle sınırlı değil. Kısa sürede tüketilen giysiler hızla atığa dönüşüyor. Her yıl milyonlarca ton tekstil ürünü çöplüklere gidiyor veya yakılıyor. Sentetik kumaşlar ise doğada çözünmeyerek uzun yıllar boyunca çevreyi kirletmeye devam ediyor.
Tam da bu noktada tutumlu şıklık benzeri yaklaşımlar yalnızca estetik bir tercih değil, aynı zamanda etik bir duruş anlamına da geliyor. Daha az ama daha iyi üretmek ve tüketmek hem gezegen hem de toplum için daha sürdürülebilir bir yol. Belki de gerçek şıklık, sürekli yeniyi satın almakta değil, sahip olduklarımızla daha bilinçli ve uzun bir ilişki kurmayı öğrenmekte saklıdır.
Tutumlu Şıklık Nedir?
Tutumlu şıklık yalnızca tasarruf etmek anlamına gelmiyor. Kaliteye, kişisel zevke, özgünlüğe ve özgürlüğe değer veren bir yaşam biçimini ifade ediyor. Bu yaklaşım aynı zamanda sürekli yeni ürünler satın almaya teşvik eden aşırı tüketim kültürüne karşı bir itiraz niteliği taşıyor.
Giyim sektöründen ne bekler, ne tercih ederiz ?
*Daha az su tüketen,
*Doğaya toprağa daha az zarar veren,
*Hayvanları ve İşçi haklarını koruyan,
*Kimyasal tarım ilaçlarına gerek duymayan hammaddelerden üretilen kumaşları aramalı, sorgulamalı ve tercih etmeliyiz.
Hoşça kalın.
AHB MEDYA WHATSAPP KANALI İÇİN TIKLAYIN
