23 Nisan 1920, Türkiye ulusal hareketinin başlangıcı ve yeni bir dönüm noktasıdır. Özgürlüğün , eşitliğin ve adaletin temel dayanağı ulusal egemenliktir. Ulusal egemenlik de ulusun namusu , onuru ve şerefidir . Kayıtsız şartsız da milletindir . O , öyle bir ışıktır ki karşısında diktatör ve hanedanlık tarzı yönetimler batar , yok olur. 23 Nisan, ulusal egemenliği bizlere armağan eden ve emanet bırakan Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün : “Küçük hanımlar , küçük beyler ! Sizler geleceğin bir gülü, yıldızı ve istikbal ışığısınız . Memleketi asıl ışığa boğacak sizsiniz.” ifadesiyle cumhuriyetimizi ,istiklâlimizi ve istikbalimizi gelecek nesillere taşımak için çocuklarımıza emanet ettiği büyük bir bayramdır. Bu cennet vatanın ve özgürlüğümüzün hem armağan hem de emanet edildiği çocuklarımızın, bu emanete nasıl hazırlandıkları ve sahip çıkacakları konusundaki bazı düşüncelerimi paylaşmak istedim sizlerle. İçinde bulunduğumuz dönemde, ülkemizde dünyaya gelen çocukların hemen hepsinin biricik, tek, prens ,prenses algısı ile yetiştirildiğini gözlemliyorum çoğu kez . Önderimizin inandığı ,güvendiği ve egemenliğimizin sürekliliğini emanet ettiği çocuklara bizler ne kadar sorumluluk duygusunu aşılabiliyoruz acaba? Onları dünya düzenine ,ilişkilere, eğitime, öğretime ne kadar ,nasıl hazırlıyoruz ? Sevgi adına aşırı sahiplenmeyle,koruma ve kollayıcılıkla her işlerini biz yaparak ,sorumluluk duygularını ve güçlerini ellerinden alarak onları nasıl tükettiğimizi, yok ettiğimizi fark edebiliyor muyuz? İstemeden , çaba göstermeden ,her şeyin en iyisini ,aşırısını onlara sunarak yaşamlarını devam ettirebilmeleri konusunda emek harcamaları gerektiği gerçeğini göz ardı ediyoruz , onları sürekli hazıra alıştırıyoruz . Doyumsuzluk , şükürsüzlük , paylaşımdan ve dayanışmadan eksik duygu kirliliği ile besleyip duruyoruz onları. Paketlenmiş gıdaları önlerine yığarken bile sipariş duygularla ,samimi olmayan ilişkilerle yoğrulmuş bir dünya sunuyoruz hepsine. Tarihi ,sosyal ve kültürel değerleri hiçe sayarak yalnızlaştırılan , yalnızlaştırılarak mutsuzluğa itilen bu değerlerimizin neden içlerini dışlarını karartırız ki ? Kolayı seçerek günümüz bilişim araçlarına bağımlı hale getirdiğimiz çocuklarımızı, dikkat dağınıklığı ,konsantrasyon eksikliği gibi olumsuzluklarla donatıp birer çöp yığını haline getiriyoruz. Emek harcayan , paylaşımcı ,kitap okuyan, bunları birlikte yapabilen ,hem çekirdek aile hem de büyük aile topluluğu olarak bir araya gelmeye çalışan ,sosyalleşmeye destek veren ebeveynler olmak bu kadar mı zor? Bireycilik hem ulusal hem de evrensel yasalara aykırıdır . Bu yasalara aykırı düşen mutsuz ve huzursuz bireyler olmak ,böyle çocuklar yetiştirmek emanete hiyanettir . Çok emek harcayarak , yokluk içinde bir ve bütün olarak canını veren atalarımızın ve önderimizin emanetine sahip çıkmak hepimizin boynunun borcudur . Çok şikayet etmemize rağmen büyük bir bolluk içinde yaşadığımızın farkına varmak önemlidir. Yetersizlik ve doyumsuzluk duyguları ile beslediğimiz hırslarımızdan biraz olsun vazgeçip elimizdeki zenginliklerin içinde var olabilmeyi ve bu bilinçle özgür, kendine inanan , ülkesi ulusu ve dünya için hizmet ehli, güvenen ve güven duyulan nesiller yetiştirebilmek, egemenliğimize sahip çıkabilmek dileğiyle… Sevgiler