Anneler Günü, 19. yüzyılda ABD’de iç savaş sonrası barışı sağlamak ve çocuk bakımını öğretmek için “Anneler Günü Çalışma Kulübüleri”ni düzenleyen bir aktivistin kızı olan Anna Jarvis’in annesinin 1905 yılında ölmesi ile onun hatırasını yaşatmak için verdiği çabayla başlar.
1914 yılında resmiyet kazanarak dünyaya yayılan bu gün, ticari bir düzen haline dönüştü zamanla. Bu düzen içerisinde pompalanan tüketim çılgınlığı ve yarışları, beklentileri ve hırsları körükleyerek giderek bir meta haline geldi.
Hiç kimse çıkıp da bu gün niye var, sorusunu sormadı. Çıkış nedenini bile bilmedi ya da bilmek istemedi. Bu yarışın, annesi olmayan çocukları, çocuğu olmayan kadınları ne kadar acıttığı, incittiği düşünülmedi.
Annelik biyolojik bir lütuf mudur sadece? Çocuk dünyaya getiren her kadın, gerçek bir anne olabiliyor mu acaba? Sevgi adı altında dramatik rol üstlenmelerle çocukları tüketmek, yok etmek mi annelik?
Şefkati ile her şeyi ve herkesi sarıp sarmalayan, onlara güvenle, samimiyetle yol açan, destek veren, gelişimlerine katkı sağlayan kadınlara hakkını vermek hepimizin insanlık borcu değil midir?
Anne; sarıp sarmalayan, gözetip koruyan, desteğini esirgemeyen,hiçbir gösterişe kapılmadan karşılıksız her türlü fedakârlığı yapan, karşılığında herhangi bir beklentisi olmayan, gerektiğinde sessiz kalabilen, yerinde durmasını bilen bir varlıktır.
Sade ve içten olmak, her koşulda, her yerde ve her zaman gülümseyebilmek, yüzleri güldürebilmek, hemen herkese umut aşılamaktır annelik.
Yaptıklarının karşılığında beklentiye girmemek, çevresini mutlu etmek, herkes için en iyisini düşünmektir annelik.
Anne olabilmenin bilinci ve gücüyle toplumumuzu ve dünyamızı geliştirenlerden olabilmek dileğiyle sevgiler.
AHB MEDYA WHATSAPP KANALI İÇİN TIKLAYIN

