Herkesin bir gün ölecek olması Hayatın Âdil olan tek şeyi diye tanımlanamaz. Zira, ölüm hayatın hem sonu hem de tersidir. Ölüm hayatın bir parçası değildir. Hayat, yâni yaşam adaletsizdir. Doğduğun Coğrafyadan başlar, doğarken akıl, vücut tamlığı veya eksikliği ile başlar, doğarken taşıdığın genlerden başlar, içine doğduğun ortamdan, ırkından ve rengin ile ilişkilenir. Hayat yarışına girmek için, yarışa da eşit başlamak gerekmez mi? Herkes hastalanabilir ama derdin devasına ulaşmak yine herkesin kendi imkânları ile doğru orantılı değil mi? Her eşitsizlik bir tarafa , keşke yalnızca dürüst olanın dürüstlüğü ile orantılı ,dürüstlükten şaşanın da ona orantılı olarak cezasını çekeceği bir adalet var olabilse idi hayatta..! Dünya var olduğu günden itibaren bu konular hep konuşulmuş, hep düşünülmüş, hep tartışılmıştır. Tarih itibariyle bazı çıkarımlara göre de takriben 3.000 yıldır kitaplı dinler bu soruların cevaplarını verirler ve birer din olmaları nedeni ile anlatılarına mutlak iman isterler. Kutsal kitaplar , bu konuları hep KADER ile açıklarlar ve herkesin bu dünyadaki kaderini yaşadıktan sonra sonucunu âhirette yani diğer dünyada göreceklerini yazarlar. Ama, bu izahlar bu dünyadaki eşitsizliğe hiçbir çare bulamadığı gibi Amerika'daki zenci-Beyaz ayırımı dahi 1960 lı yıllara kadar en sert biçimde devam etmiştir. 2022 yılında hâlâ Pigmeler en ilkel yaşamlarını Afrika'nın Okyanus kıyısı ormanlarında devam ettirmektedirler. 29 Aralık 2021 tarihinde felsefi bir bakış açısıyla bu konuyu FATALİZM ve AGNOSTİSİZM başlığı altında incelemeye çalışmıştım. Bugün de yine bir düşünme plâtformu olarak bunları yazıyorum. Kutsal kitaplardan tekrarla bu konuların felsefi cevabı bulunamaz. Zira, O konular tamamen imana bağlıdır, bu düşünme plâtformu felsefi tartışma içindir. Değilse iman ile her sorunun dogmatik bir cevabı vardır.