Ebeveynlik yolculuğu, bazen en keskin virajlarla dolu, bazen de en saf sevgiyle sarılı uzun bir maraton. Çocuğumuz dünyaya geldiği andan itibaren elimizde ne bir kılavuz ne de kusursuz bir harita oluyor. Yanılgılarımızla, arayışlarımızla ve her şeyden önemlisi bitmek bilmeyen sevgimizle öğreniyoruz.
Çocuk yetiştirirken düştüğümüz en yaygın yanılgılardan biri, duyguyu kabul etmek ile davranışı onaylamak arasındaki ince çizgiyi karıştırmak. Oysa ebeveynlik, çocuğun tüm duygularını koşulsuzca kabul etmektir; fakat asla tüm davranışlarına onay vermek değildir. Çocuklar, her davranışın toplumda ve ilişkilerde bir karşılığı ve sınırı olmadığını erken yaşta öğrenmelidir.
Duyguya Özgürlük, Davranışa Sınır
Çocukların öfkelenmesi, hayal kırıklığı yaşaması, üzülmesi veya ağlaması son derece insani ve normaldir. Bu duygular asla bastırılmamalıdır. Çevremizde bazen "Ben çocuğumu hiç ağlatmadan büyüteceğim" diyen anne babalara rastlarız. İyi niyetli bir yaklaşım gibi görünse de, temel bir gerçek göz ardı edilir: Ağlamak, üzülmek veya hayal kırıklığı yaşamak sağlıklıdır; asıl mesele bu duyguların dışa vurum şeklidir.
Çocuk ağlayabilir, mutsuz olabilir, kabuğuna çekilebilir. Fakat duygusunu vurarak, bağırarak ya da etrafına ve kendine zarar vererek gösteriyorsa, işte bu noktada davranış sınırlandırılmalıdır. Duyguyu kucaklamak ama zararlı davranışı durdurmak, sağlıklı gelişimin anahtarıdır.
Bu süreçte ebeveynlerin en sık düştüğü tuzaklardan biri de sürekli tekrara düşmektir. Çocuğunuza bir şeyi yaptırabilmek için defalarca aynı şeyi söylemenin, iki kez söylemekten hiçbir üstünlüğü yoktur. Bir uyarıyı sürekli tekrarlamak, kelimelerin sihrini tüketir ve iletişimin etkisini azaltır. Önemli olan defalarca konuşmak değil; net, tutarlı ve kararlı bir rehberlik sunmaktır.
Her Çocuk Kendi Bahçesinin Çiçeğidir
Çocukların strese ve çevreye verecekleri tepkiler mizaçlarına göre değişir. Bilim ve gözlem bize iki temel profili gösterir:
Bazı çocuklar, her koşulda, en zor şartlarda bile uyum sağlayabilen ve kendi başına ayağa kalkabilen dirençli (rezilyan) çocuklardır.
Bazı çocuklar ise daha hassas ve narin yapıdadır. Ancak doğru çevre, şefkatli bir bakım ve yerinde destek sağlandığında onlar da olağanüstü bir şekilde serpilip gelişebilirler.
Bu tablo, tek tip bir ebeveynlik modelinin imkansızlığını ve her çocuğun mizacına özel bir yaklaşım gerektirdiğini haykırır. Ne otoriter bir tutum ne de ilgisiz bir serbestlik... Ebeveynliğin asıl amacı, çocuğu hayatın tüm acılarından ve mutsuzluklarından izole etmek olmamalıdır. Asıl hedef; onlara özerklik kazandırmak, kendi ayakları üzerinde durabilmelerini sağlamak ve hayattaki zorluklarla baş etme becerisi aşılamaktır.
Evden İş Dünyasına Uzanan Köprü
İyi bir ebeveynlikte kullandığımız temel stratejiler; çocuğun duygusal zekasını geliştirmek, sağlıklı sınırlar koymak, bireye özerklik tanımak ve onu desteklemektir. Çocukluk çağından itibaren bu değerlerle büyüyen bir birey, ileride kuracağı tüm ilişkilerde başarıyı yakalar.
İşin en büyüleyici yanı, bu değerlerin bir iş hayatında başarılı bir lider ve yöneticide bulunması gereken temel özelliklerle birebir örtüşmesidir. Kendi okulumuzda düzenlediğimiz eğitimlerde velilerimizden duyduğum cümleler bunu o kadar güzel özetliyor ki... Bir velimiz gülerek "Hocam biz bu eğitimleri, kurumumuzda çalışan üst düzey yöneticilere kazandırmak için çok ciddi bütçeler ve danışmanlıklar harcıyoruz" demişti. Bir başka velim ise eğitimin ardından derin bir iç çekip "Aslında bize verdiğiniz bu eğitim, sadece ebeveynliği değil, her insanın bir diğerine insanca davranması gereken temel kuralları anlatıyor" demişti.
Çünkü insan olmak, ebeveyn olmak ya da lider olmak özünde aynı şeyi gerektirir: Anlamak, dinlemek, şefkatle ama kararlı bir duruşla rehberlik etmek.
Çocuklarımıza verebileceğimiz en büyük armağan, onları pamuklara sarıp sarmalamak değil; fırtınalı denizlerde kendi gemilerini güvenle yüzdürebilecekleri pusulayı ellerine vermektir.
Sevgilerimle…
AHB MEDYA WHATSAPP KANALI İÇİN TIKLAYIN

