Andımızın "okullarda tekraren okutulması" hakkında Danıştay dairesince verilen karar Danıştay Dava Daireleri Kurulu tarafından iptal edilmişti. Bu karar hâlâ konuşulmakta ve tartışılmaktadır.
Ben de bu konuyu daha detaylı, hukuki ve demokrasi açısından incelemek istedim. Zira bu konu çok yanlış da takdim edilmeye başlandı ve Andımızın okullarda okutulması yasaklandı şeklinde anlaşılmaya başlandı.
Oysa bu iptal kararı tam öyle değil. Şöyle ki; önce ANDIMIZ’ın okutulması yasaklanmış değil, isteyen Andımızı okuyabilir, "inadına okuyalım" diye bir kampanyaya filân gerek yok. ANDIMIZIN OKULLARDA OKUNMASININ MECBUR TUTULMASI önlendi o kadar.
Benim neslim de benden önceki nesil de daha sonraki nesil de okullarda ANDIMIZ’ı hep okudu, okuduk. Bugün bu andın kaldırılması için uğraşan, onaylayan kişilerin çoğu da, o fikri destekleyen partinin mensuplarının çoğu da, belki tümüne yakını da o nesilden değil mi?
Peki, yıllarca o and okunmuş da kime ne vermiş? Kime ne vermiş ki o kişiler şimdi o Anda karşılar?
O Andı okumakla Türk Milleti, DOĞRU mu oldu?
ÇALIŞKAN, BÜYÜKLERİNE SAYGILI, KÜÇÜKLERİNE SEVGİ DOLU mu oldu?
Doğruluk ve Çalışkanlık olarak ortaya ne icraat koyabildi o nesiller?
Demek ki MECBUR TUTULARAK, ZORLA bir şey sağlanamıyor.
TÜRK olmak bir üst kimlik. Bu memlekette, bu ülkede kurucu unsur olarak Kürtler de var, Çerkezler de var, Arnavutlar da var, Abazalar da var, Tatarlar da var, Lâzlar da var.
Hepimiz Türk Vatandaşıyız, Türk Milletinin bir ferdiyiz fakat buradaki TÜRK tabiri, kelimesi bir IRKI ifade etmiyor, bir birliği ifade ediyor. Etnik kimlikler farklı. Biz tek milletiz dediğimiz zaman kimliksiz bir millet olmaz ki biz Türk Milletiyiz. Bütün etnik alt kimlikler ile birlikte ve bir asimilasyona gitmeksizin, üniter bir yapı içinde büyük ve geniş bir halk kültürü ile bir kültür mozaiğiyiz.
ANDIMIZ ı yıllarca ezbere okutarak daha bunu bile öğretememiş, benimsetememişiz. Bilâkis içten içe kırgınlıklar, ayrımcılıklar yaratmışız.
ESASEN, DEMOKRASİLERDE ZORLAMA ve DAYATMA diye bir şey yoktur. Kimse mecbur tutularak bir şey okumaya zorlanamaz. Bu bakış açısıyla DANIŞTAY DAVA DAİRELER KURULU KARARI HUKUKİ’dir de.
İşte bu noktada DAVACI’nın yani AKP’nin maksadını ve davayı bir de AMAÇ yönüyle incelemek lâzım. Acaba AKP’nin AMACI, DEMOKRASİYİ eksiksiz olarak uygulamak mı? Keşke öyle olsa fakat, bugün ülkede Demokrasinin esamesine rastlamak bile nâmümkün olmaya başladı.
TEK MİLLET vurgusu yapılırken, o milletin adının hiç söylenmeyişi, arzu edilen birliğin ÜMMET BİRLİĞİ,
DİN BİRLİĞİ olduğunun bir göstergesidir. Gözden kaçırılmaması gereken de budur.
Bugün Sosyal Medyada ANDIMIZIN OKULLARDA OKUNMASINI engelleyen karara şiddetle karşı çıkma sebebi ve Atatürkçülerin en büyük korkusu ve refleksi de budur. Üzerinde durulması gereken de meselenin bu yönüdür.

